Ara
SERGİLER
TURİST “KERVANLARININ” DURAĞI: HASAN PAŞA HANI

Yukarı Dicle Havzası, Mezopotamya, Suriye, İran, Akdeniz ile Anadolu’nun kesiştiği noktada kurulan Diyarbakır, tarihi boyunca önemli bir ticaret şehriydi. Bunun getirdiği canlılık ve ihtiyaçlar, mimarisinin şekillenmesinde de etkili oldu. Kervanların konakladığı, tüccarların faaliyetlerini yürüttüğü yapılar olan hanlar, kentin karakterini de belirleyen unsurlardan. Faaliyet göstermiş onlarca Osmanlı hanından bugün hâlâ ayakta kalan Hasan Paşa Hanı en büyüklerinden biri. Diyarbakır Vakıflar Müdürlüğü tarafından 2006’da başlatılan restorasyon sonrası han bugün kahvaltıcılarıyla, hediyelik dükkânlarıyla sosyal hayatın merkezlerinden ve turistik rotaların en rağbet gören duraklarından biri. Yapının özgünlüğüne zarar veren kimi uygulamalara, bugün üstlendiği turistik rolün yarattığı tartışmalara rağmen Hasan Paşa Hanı, kentin önemli buluşma noktalarından.

Mimar ve yazar Mehmet Atlı, Hasan Paşa Hanı’nın üç ayrı dönemine ait fotoğrafları bu sergi için yorumladı.

Diyarbakır merkezinde günümüze ulaşan hanların en büyüklerinden olan Hasan Paşa Hanı, bugün de önemli bir sosyal ve turistik mekân.
Diyarbakır merkezinde günümüze ulaşan hanların en büyüklerinden olan Hasan Paşa Hanı, bugün de önemli bir sosyal ve turistik mekân.
Diyarbakır’ın Silvan ilçesi yakınlarındaki Kepo Han, Anadolu’nun en eski hanı olarak kabul ediliyor. Bugün harap durumdaki yapı, 1000’li yıllarda, Mervanîler döneminde inşa edilmiş.
(Fotoğraf : Haydar Erdemir, 1969)

Diyarbakır denince hemen akla gelen stratejik konumu, tarihi boyunca bir ticaret şehri olmasını da getirmiş. Bu konum nedeniyle İran, Irak, Azerbaycan yollarındaki kervanlar için de her daim bir mola yeri olagelmiş.

Ticaret hayatının kentte gördüğümüz yansımalarından biri de hanlar ve kervansaraylar. Han kelimesinin, çoğu zaman kervansaray yerine kullanılıyor olmasına rağmen aslında han ve kervansaray hem mimari, hem işlev açılarından farklılaşıyor. Daha çok ıssız yollar üzerinde kurulan kervansaraylar can ve mal emniyetini öncelik aldığı için kaleyi andıran yapılar oluyor. Şehirlerarası yollarda, yaya yürüyüşüyle sekiz-on saat mesafeyi işaret eden “menzil” içindeki kervansarayların içlerinde hamam, çarşı ve ahır gibi bölümler bulunuyor. Şehir içlerinde bu bölümler o kadar elzem görünmüyor. Hanlar ise şehirlerarası ana yollar üzerine, kimi zaman da şehrin içinde ticari merkezlere kurulmuş, ticaret ve konaklama maksatlı yapılar. Bu nedenle şehir hayatının içindeler.

Anadolu’da en erken tarihli olarak kabul edilen han, Diyarbakır’ın Silvan (Farqîn) ilçesinde, Malabadi Köprüsü yakınlarında Kepo (Başdeğirmen) köyünde bulunan Kepo Han. 1000’li yıllarda, Mervanîler döneminde inşa edilen yapı bugün harap halde.

• Aydemir, H. (1969) Silvan ile Tatvan Arasındaki Hanlar, Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü, İstanbul.
• Baran, M. (2008) “Osmanlı Dönemi Diyarbakır Hanları’nda Yöresel ve Mimari Üslup”, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Diyarbakır 2, (ed.) Bahaeddin Yediyıldız ve Kerstin Tomenendal, Diyarbakır Valiliği Yayınları, Ankara: 557-565.

 

Diyarbakır’ı eski ticaret yollarına bağlayan yollar üzerinde, ilçe ve köylere yayılmış çok sayıda han mevcut. Kent merkezi Sur içinde ise Osmanlı döneminde yapılan çok sayıda handan ancak dördü bugüne ulaşmış. Hüsrev Paşa tarafından 1527’de yaptırılan Deliller Hanı (Hüsrev Paşa Hanı), şehre Mardinkapı’dan girince hemen sağda yer alıyor. İsmindeki “delil” yani rehber, hacı adaylarına eşlik edecek rehberlerin bu handa kalmalarından ileri geliyor. Hanın karşısındaki geniş alana da Hacılar Harabesi adı verilmiş. Mimari açıdan bu tipik Osmanlı hanı, 1984’ten beri beş yıldızlı bir otel.

Diğeri, Gazi Caddesi’nin doğu yönündeki Çifte Han’ın tam yapım tarihi bilinmese de 16.yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor. İki bölümlü olması bu hanı özgün kılıyor, fakat ne yazık ki bir bölümü yol çalışması sırasında yıkılmış. Bu tarihe kadar borsa olarak kullanılan han, bugün ise sadece depo ve harap durumda.

Üçüncüsü Sülüklü Han, bugün Diyarbakır’ın en popüler noktalarından biri. Hanilioğlu Mahmut Çelebi ve kız kardeşi Atike Hatun tarafından 1680 yılında yaptırılan han ismini eskiden avlusundaki çeşmenin etrafında bulunan ve tedavi amaçlı kullanılan sülüklerden alıyor. Günümüzde avlusunda bir kafenin faaliyet gösterdiği Sülüklü Han, şehrin turistik merkezlerinden biri.

Bugüne ulaşmış hanlardan dördüncüsü ve en büyüklerinden biri ise Hasan Paşa Hanı.

• Baran, M. (2008) “Osmanlı Dönemi Diyarbakır Hanları’nda Yöresel ve Mimari Üslup”, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Diyarbakır 2, (ed.) Bahaeddin Yediyıldız ve Kerstin Tomenendal, Diyarbakır Valiliği Yayınları, Ankara: 557-565.
• Güneli, Z. ve Kejanlı, T. (1999) “Diyarbakır Osmanlı Dönemi Mimari Yapılarından Günümüzde Ayakta Kalan Hanlar ve Özellikleri”, Diyarbakır: Müze Şehir, (ed.) Şevket Beysanoğlu, M. Sabri Koz ve Emin Nedret Dişli, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul: 252-257.

 

1527’de inşa edilen Deliller Hanı (Hüsrev Paşa Hanı), 1984 yılından beri beş yıldızlı bir otel olarak faaliyet gösteriyor. (Fotoğraf: Dilan Bozyel)
16. yüzyıldan günümüze ulaşan Hasan Paşa Hanı, tipik Osmanlı han mimarisinin özelliklerini taşıyan bir yapı.

Diyarbakır valilerinden, Sokollu Mehmed Paşa’nın oğlu Vezirzâde Hasan Paşa tarafından 1572-1575 yıllarında yaptırılan Hasan Paşa Hanı, Ulu Cami’nin doğu tarafında, Gazi Caddesi üzerinde yer alıyor. Hasan Paşa’nın daha önce kuyumcular için yaptırdığı Ketenciler olarak bilinen han bugüne ulaşmamış. Bir avlu etrafında revaklarla iki kat yükselen handa, biri güney, diğeri doğu, sonuncusu ise çarşı kapısında olmak üzere üç kitabe bulunuyor.

Alt kat ahırlar şeklinde düzenlenmiş. Osmanlı han mimarisinin özelliklerinden biri olarak, yolcuların konaklayacakları alan ise tamamen ayrışarak birinci kat olarak düşünülmüş.

• Baran, M. (2008) “Osmanlı Dönemi Diyarbakır Hanları’nda Yöresel ve Mimari Üslup”, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Diyarbakır 2, (ed.) Bahaeddin Yediyıldız ve Kerstin Tomenendal, Diyarbakır Valiliği Yayınları, Ankara: 557-565.
• Beysanoğlu, Ş. (2003) Anıtları ve Kitabeleriyle Diyarbakır Tarihi, Cilt 2, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Ankara: 619-622.
• Güneli, Z. ve Kejanlı, T. (1999) “Diyarbakır Osmanlı Dönemi Mimari Yapılarından Günümüzde Ayakta Kalan Hanlar ve Özellikleri”, Diyarbakır: Müze Şehir, (ed.) Şevket Beysanoğlu, M. Sabri Koz ve Emin Nedret Dişli, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul: 252-257.

 

Hasan Paşa Hanı’nın batı cephesindeki odalara sonradan balkonlar eklenmiş. Batı cephesindeki dükkânlar tarihin her döneminde ticari faaliyetlere ayrılmış. Bugün ise zemin katta turistik eşyalar satılan küçük dükkânlar, üst katta ise daha çok kahvaltıcılar bulunuyor.

Hanın bütününde bazalt ve kalker taşının birlikte kullanımı ve özellikle kalkerin yatay olarak yerleştirilmesi, yapının olduğundan daha uzun görünmesine yol açıyor. Avlunun ortasında altı sütuna oturmuş üstü kubbeli bir şadırvan mevcut.

• Baran, M. (2008) “Osmanlı Dönemi Diyarbakır Hanları’nda Yöresel ve Mimari Üslup”, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Diyarbakır 2, (ed.) Bahaeddin Yediyıldız ve Kerstin Tomenendal, Diyarbakır Valiliği Yayınları, Ankara: 557-565.
• Güneli, Z. ve Kejanlı, T. (1999) “Diyarbakır Osmanlı Dönemi Mimari Yapılarından Günümüzde Ayakta Kalan Hanlar ve Özellikleri”, Diyarbakır: Müze Şehir, (ed.) Şevket Beysanoğlu, M. Sabri Koz ve Emin Nedret Dişli, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul: 252-257.

 

Hasan Paşa Hanı’nın avlusunda altı sütunlu, kubbeli bir şadırvan mevcut. Bugün zemin katta, turistik hediyelik eşyalar satan dükkânlar ve kafeler bulunuyor.
Anadolu’ya gelen seyyahlar da Hasan Paşa Hanı’nı öven kayıtlar bırakmış. Bu fotoğraf 1954 yılından. (Muvaffak Uyanık arşivi)

Hasan Paşa Hanı, kente gelen seyyahların da kayıtlarında yer almış. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde hanın sağlamlığını, büyüklüğünü ve sunduğu imkânları takdir etmiş. Seyyah Polonyalı Simeon ise 17. yüzyılda han için şöyle satırlar kaleme almış:

“…Muazzam kârgir bir bina olan bu hanın 500 beygiri barındırabilecek yer altında iki ahırı, rengârenk demir parmaklıklarla çevrilmiş çok güzel bir havuzu, üç kat üzerine birçok kârgir odaları vardı.”

Andreasyan, H. D. (1964) Polonyalı Simeon’un Seyahatnamesi.

 

1.

Kimi binaların, birey ve nesillerinkini aşan uzun ömürleri, onlara karmaşık bir zamansallık kazandırır; onları mimarlık düşüncesinin farklı sorunsallarıyla ilişkili kılar. Böylesi yapıların farklı zamanlarda kullanım biçimlerine, işlevlerine yansıyan bir karmaşadan söz edilebilir. Modernizmin ve özellikle de işlevselciliğin tüm zamanları ve mekânları aşan, yapıya ve biçime içkin bir işlevi sabitlemeye dönük katı kabulleri, bu gibi örnekler karşısında büsbütün tartışmalı hale gelir.

Diğer yandan fotoğraflar bir “an” hakkında olsalar da bu anı aşan bir temsiliyeti üstlenirler. Hasan Paşa Hanı’nın yaşına nazaran az sayıda görsel kaydında da farklı zamanlardaki temsilleri binanın ömrünün gidişatına dair ipuçları verirken, bağlamsallık ilişkileri içinde bulunduğu kente ve kent yaşamına da ışık tutar.

Hanın 20. yüzyıl başlarında çekilmiş bu fotoğrafı, savaş içindeki bir ülkeyi ve kenti imliyor. Binanın, kentin ticari hayatıyla ilişkili fonksiyonuna karşın bu militer içerikli kullanımı, dinî amaçlarla inşa edilmiş kilise, cami ve mescitlerin ya da ambar ve surların da o sıralardaki kaderi. Fotoğraf, zaten uzunca süredir ticari hayatıyla ilgili parlak sayılmayacak bir süreç yaşayan kentin, savaşın, yıkımın, kıyımın, yabancılaşmanın en trajik hallerine ulaştığı bir anı belgeliyor. Her şeyin amacından ve bağlamından sapabildiği, dünya ölçeğinde bir savaştan, kent ve tek yapı ölçeğinde toplumsal ve tarihsel bir kesit sunuyor.

Mehmet Atlı, Mimar, Yazar

 

Hasan Paşa Hanı’nın 20. yüzyıl başında çekilmiş bu fotoğrafının, kentin savaşla iç içe tarihine dair de anlatacakları var.
Hasan Paşa Hanı’nın serüveninde Cumhuriyet tarihinin kimi politikalarının izini sürmek mümkün. Fotoğraf 1990’lı yıllarda çekilmiş.

2.

Hasan Paşa Hanı’nın bu fotoğrafı Cumhuriyet yıllarının kent açısından görece sakin halini yansıtsa da, “modernist” Cumhuriyet’le beraber yürürlüğe giren “taşralaştırma” politikaları ve yalıtılmışlığın da okunabileceği bir belge aynı zamanda. Tarihî yapıları kaderine terk edilen Diyarbakır’ın ticari canlılığını yitirmiş eski kent merkezinin, yerini yeni ticari alanlara bıraktığının göstergesi. Koruma ya da restorasyon ile ilgili bir angajmanın, uzmanlar elinden çıkmış örnekleri dışında pek gelişkin olmadığı Türkiye hallerini de yansıtıyor. Tarihî yapılara saygı duyuluyormuş, onları korumanın gerekli olduğuna, tarihsel belge niteliklerinden ötürü değer taşıdıklarına dair bir bilgiye sahipmiş gibi görünülse de, bunun pratikte pek karşılık bulmadığı uzun bir duyarsızlık döneminin, sıradan bir anı olarak da okunabilir. Binaların kaderlerine ve zamanın sillelerine terk edilerek öldürülmesi Türkiye’de çok yaygın.

Mehmet Atlı

 

3.

Hasan Paşa Hanı’nın bu hali, koruma ve restorasyonla ilgili duyarlıkların esnafta, kentlilerde, toplumsal ya da bürokratik-siyasi düzlemlerde karşılık bulabildiği, postmodern denebilecek döneme dair. Tarihselliğini de bir artı değer olarak yeniden üretmiş yapının restore edilerek kent hayatına başka fonksiyonlarla katıldığı yeni durumu imliyor. Tarihin ya da tarihselciliğin “para ettiğinin” farkına varılışını, daha iyimser bir bakışla tarih bilinci açısından kentin aşama kaydettiğini belgeliyor. Hanın turistlerin hatıra fotoğrafı çektirmek için kapıdan şöyle bir uğrayıverdiği, turistik gezi güzergâhlarının sıradan bir durağı haline gelmiş olmasında, karamsarlığı besleyen bir yan var. Yapının “hatırlayayım, hatırlatayım” derken yaşadığı hafıza kaybında ve bunun yarattığı telaşta ve kargaşada da öyle.

Yaygın, tek tipleştirici restorasyon pratiğinin getirdiği disiplinin yanında, kahvaltı salonları, kafeler, takıcılar, Ehmedê Xanî, Ahmet Kaya, Deniz Gezmiş, Che, Said-i Nursî, Ayşe Şan ya da Yılmaz Güney görsellerini bir araya getiren halı dükkânları, kentin popüler imgelem dünyasına dair bir kaos fotoğrafı da sunuyor aynı zamanda.

Mehmet Atlı

 

Hasan Paşa Hanı’nın hediyelik halı dükkânlarında Ehmedê Xanî, Ahmet Kaya, Deniz Gezmiş, Che, Said-i Nursî, Ayşe Şan, Yılmaz Güney gibi şahsiyetlerin bir araya gelişi kentin imgelem dünyasını da yansıtıyor.
Hasan Paşa Hanı’nda restorasyon 2006’da başladı. Projedeki kimi uygunsuz uygulamaları incelemek üzere uzmanlardan oluşan bir çalışma grubu bir araya geldi. (Fotoğraf: Nevin Soyukaya, 2006)

Hanın 2006’da başlayan restorasyon sürecine, halk ve ilgili sivil toplum örgütleri de katıldı. Bu aslında mecburiyetten doğan bir katılımdı. Projenin hayata geçişiyle birlikte Diyarbakır Yerel Gündem 21 Kent Meclisi Tarihî Dokuyu Koruma Alt Çalışma Grubu’na şikayetler gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine mimar, restoratör, arkeolog, inşaat mühendisi ve sanat tarihçi gibi uzmanlardan oluşturulan çalışma grubu, restorasyon tamamlanıncaya kadar Hasan Paşa Hanı’nda dört kez inceleme yaparak raporlar hazırladı. Bu raporlar gerekli iyileştirmeler yapılması talebiyle Valilik, Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi ilgili kurum ve kuruluşlara gönderildi.

• Diyarbakır Yerel Gündem 21 Kent Danışma Meclisi (2006-2007) Hasan Paşa Hanı Restorasyon Çalışması ile İlgili Tespit Raporu 1-4.

 

Hasan Paşa Hanı’nın restorasyon projesi üzerinde çalışmak için bir araya gelen çalışma grubu raporlarında vahim uygulamalar tespit etmişti. Örneğin avlunun güneydoğu köşesinde, zeminin altında orijinalde olmayan otuz metrekarelik bir mekân açılmış, üzeri betonla kapatılmıştı. Yapıya ciddi zarar verecek bu alan, ilk rapordan sonra iptal edildi.

İzleyen raporlarla restorasyon projesinde zemin döşemelerinden üst örtüye, duvar işçiliğinden kapı pencere doğramalarına kadar, uygun olmadığı tespit edilen noktalara dikkat çekildi. O dönem Kent Meclisi’nin, sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde oluşturulan kamuoyu, ilgili kurumların bu uyarıları dikkate almasına ve kimilerinden vazgeçilmesine yol açtı. Hanın özgünlüğü bugün hor kullanımdan ötürü zarar görüyorsa da, o dönem kent sakinlerinin sürece müdahalesi Diyarbakır adına kazanç sayılabilir.

• Diyarbakır Yerel Gündem 21 Kent Danışma Meclisi (2006-2007) Hasan Paşa Hanı Restorasyon Çalışması ile İlgili Tespit Raporu 1-4.

 

Restorasyonun getirebileceği olumsuzluklara yönelik oluşan kamuoyu o dönem etkisini gösterdi. Projedeki bazı uygulamalardan geri dönülmesi kent adına bir kazanç oldu. (Fotoğraf: Nevin Soyukaya, 2006)

Metin: Mehmet Atlı (Hasan Paşa Hanı’nın üç ayrı dönemine ait fotoğrafları bu sergi için yorumladı.)

“ÖTE MAHALLE”DEN BİR ÇAN SESİ: SURP GİRAGOS KİLİSESİ
SONRAKİ SERGİ
“ÖTE MAHALLE”DEN BİR ÇAN SESİ: SURP GİRAGOS KİLİSESİ