Ara
Diyarbakır, Paleolitik dönemden bu yana uygarlıkların üst üste, yan yana biriktiği, harmanlandığı kentlerden biri. (Fotoğraf: Josef Strzygowski, 1910)
Diyarbakır, Paleolitik dönemden bu yana uygarlıkların üst üste, yan yana biriktiği, harmanlandığı kentlerden biri. (Fotoğraf: Josef Strzygowski, 1910)

İnsanlık tarihinin ilk evrelerinden bugüne yaşamın kesintisiz sürdüğü kentler, katmanların üst üste, yan yana ve birbirinin içine geçerek var olduğu ve dönüştüğü bir mimari kimliği doğuruyor. Diyarbakır böyle kentlerden biri olmasının dışında, tarihi boyunca gelip geçmiş her uygarlıkla da zenginleştirici bir ilişki kurmuş: Hem her farklı olanın rengini almış, hem bin yıllara yayılan bir geleneği onlara aktarmış, yeni olandan uyum beklemiş. Her şeye rağmen bugün izleri sürülebilecek bir serüven bu. Bu sergiyle, inanç mekânlarından kamusal alanlara, özel konutlara Diyarbakır’ı mimari tarihinin rehberliğinde gezmek istedik.

Çokkatmanlı geçmişi Diyarbakır’ı mimari tarihinde önemli bir yere oturtuyor. Bu süreklilik yapılarda izlenebildiği gibi, sokaklarında nesilden nesile aktarılarak sözlü kültürle de taşınıyor. Fotoğraf 1990’lı yıllardan.
Çokkatmanlı geçmişi Diyarbakır’ı mimari tarihinde önemli bir yere oturtuyor. Bu süreklilik yapılarda izlenebildiği gibi, sokaklarında nesilden nesile aktarılarak sözlü kültürle de taşınıyor. Fotoğraf 1990’lı yıllardan.

Kuzey Mezopotamya coğrafyasının Dicle Nehri’yle hayat bulduğu, “Verimli Hilal”in orta-üst kesiminde kurulmuş olan Diyarbakır, Paleolitik dönemden günümüze yaşamın kesintisiz devam ettiği bir kent. Bu süreklilik, binlerce yıllık kültürel birikimin sur duvarlarına kazılarak, sokaklarında kendini göstererek ya da sözlü edebiyatla taşınarak nesilden nesile aktarılmasına yol açmış. Diyarbakır tarih boyunca pek çok uygarlığa başkentlik yaptığı gibi, tüm yerleşik Mezopotamya halklarına ve kenti savaşla ele geçiren istilacı halklara da mesken olmuş. Çok dilli, dinli, milletli ve kültürlü oluşu mimarisine de yansıdığından dünya mimarlık tarihinde önemli bir yere sahip.

Diyarbakır’ın en eski yerleşim alanı, Fiskaya üzerine kurulan Amida Höyük.
Diyarbakır’ın en eski yerleşim alanı, Fiskaya üzerine kurulan Amida Höyük.

Diyarbakır’da kültür katmanları hem alt alta hem de yan yanadır. Kalkan balığı şeklindeki Karacadağ bazalt platosuna, Dicle Nehri’nden beslenen zengin vadilerin ortasına kurulmuş olması yanında, Asya’yı Mezopotamya üzerinden Anadolu’ya bağlayan önemli bir ticaret yolu üzerinde yer alması ve bol miktarda su rezervinin bulunması önemini daha da artırıyor. Kaynaklarıyla kendine yeten, artı değer üretmiş bir kent aynı zamanda. Stratejik coğrafi konumu, kaynaklar yönünden zenginliği, bazalt kayalıkların bolluğu ve çok kültürlü yapısı, kentin şekillenmesinde rol oynamış. Mimari bakımdan da gerek kent duvarlarına oyulmuş kitabeler, gerekse dönem özelliklerinin vücut bulduğu mimarlık eserleri sayesinde kentte yaşamış tüm uygarlık ve kültürlerin izi sürülebiliyor. Surlarla çevrili kentin en eski yerleşim alanı, Fiskaya üzerinde kurulmuş olan Amida Höyük. Burada yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar, bölgenin Kalkolitik, Tunç ve Demir çağlarında küçük çaplı bir yerleşim alanı olduğunu gösteriyor.

Her daim bir kale kent olan Diyarbakır’ın bugüne ulaşmış surlarında Grekçe ve Latince izler görmek mümkün. Bu kitabe Dağkapı’dan. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2009)
Her daim bir kale kent olan Diyarbakır’ın bugüne ulaşmış surlarında Grekçe ve Latince izler görmek mümkün. Bu kitabe Dağkapı’dan. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2009)

Yazılı tarihî kaynaklar kentin MÖ 331’den itibaren Büyük İskender, Selevkos, Part, Ermeni, Roma ve Sasani yönetimleri arasında sürekli el değiştirdiğine işaret ediyor. MÖ 705’te Asur Amidi valisinin yazdığı bir mektupta, burada bir kale ve kalede bir saray inşa ettirdiği geçiyor. MS 359 yılında Roma ordusunda imparator muhafızı olarak görev yapan Ammianus Marcellinus’un günümüze ulaşmış ünlü metninde de kentin Konstantius Sezar tarafından burç ve surlarla çevrelendiği yazılmış. Dolayısıyla Roma dönemini, zaten bir kale kent olan Amid’de önemli imar faaliyetlerinin gerçekleştiği, surların yenilendiği ve bugünkü sınırlarının ve ana akslarının aşağı yukarı belirlendiği altın çağı olarak tanımlamak mümkün.

16. yüzyılda inşa edilen Melik Ahmet Camii, içindeki çini süslemelerinden sokakla buluştuğu noktalarda üretilen mimari inceliklerine, kentin zenginliklerinden biri. (Metin Sözen arşivi)
16. yüzyılda inşa edilen Melik Ahmet Camii, içindeki çini süslemelerinden sokakla buluştuğu noktalarda üretilen mimari inceliklerine, kentin zenginliklerinden biri. (Metin Sözen arşivi)

Roma-Bizans ve Sasani döneminden Cumhuriyet’e kadar olan bin yılı aşkın İslam döneminde kentte Arap, Kürt, Türk gibi farklı etnik güçler hâkimiyet kurdu. Emevîler, Abbasîler, Hamdanîler, Şeyhoğulları, Büveyhoğulları, Mervanîler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyubîler, Akkoyunlular ve Osmanlılar dönemlerinde kent, önemli mimarlık müdahalelerine de sahne oldu. Çünkü her biri iktidarlarının simgesi olan dinî, ticari ve sosyal işlevli çok sayıda yapı inşa ettiriyorlardı. Kentte Arap (Müslüman), Ermeni (Katolik, Ortodoks, Protestan), Kürt (Müslüman, Hıristiyan, Yezidi), Rum (Ortodoks), Süryani (Ortodoks, Katolik, Nasturi, Protestan), Şemsi, Türk (Müslüman) ve Yahudiler birlikte aynı mahallelerde yaşam sürdürdü. Bu çoğulcu yaşam tarzı haliyle kent siluetini de etkilemişti. Ama daha da önemlisi etnik ve dinsel farklılıklara rağmen kentte ortak bir mimari tarz ve estetik beğeni oluşmasına yol açtı.

Sur’da çekilen tek fotoğraf karesine Şeyh Mutahhar Camii’nin “Dört Ayaklı Minare”sini, Mar Petyum Kilisesi’ni, Ulu Cami’yi ve Surp Giragos Ermeni Kilisesi’ni sığdırmak mümkün. Bu komşuluk Diyarbakır’ın sosyal hayatına yön veren mimari yakınlıkların bir örneği.<br>(Fotoğraf: Tamer Pınar, 2015)
Sur’da çekilen tek fotoğraf karesine Şeyh Mutahhar Camii’nin “Dört Ayaklı Minare”sini, Mar Petyum Kilisesi’ni, Ulu Cami’yi ve Surp Giragos Ermeni Kilisesi’ni sığdırmak mümkün. Bu komşuluk Diyarbakır’ın sosyal hayatına yön veren mimari yakınlıkların bir örneği.
(Fotoğraf: Tamer Pınar, 2015)

Diyarbakır sık el değiştirse de her istila sonrası onarılarak, dönemin ihtiyaçlarına göre yeni yapılar eklenerek yeniden inşa edildi. Dışardan gelenler dahi iktidar alanlarını belirlerken şehrin geleneksel mimari unsurlarına uyum göstererek yapıyorlardı bunu. İktidarlar değişse de kent imarının yürütücüleri çoğunlukla kent sakinleri ya da Urfa ve Gürgan (İran’ın kuzeydoğusunda bir kent) gibi çevre illerden getirilen mimar ve ustalar oluyor, böylelikle bin yıllara dayalı mimarlık geleneği, küçük yeniliklerle birlikte sürüyordu. İslam dünyasında bilinen en erken dönemden mimarların isimlerine Diyarbakır’da rastlanır. Kaynaklardan varlığını bildiğimiz pek çok yapı, adı geçen pek çok halkın bugün artık kentte yaşamayışına, savaşlara, farklı dönemlerin imar politikalarına ve kent merkezinin yeni modern yerleşim alanlarına kaymasına bağlı olarak tahrip ya da tamamen yok olmuş. Ama her şeye rağmen bazıları işlevlerini devam ettiren yan yana camiler, kiliseler, havra kalıntıları, türbeler, medreseler, han ve hamamlar, çeşmeler, kamu yapıları, askerî kışlalar, hastaneler, mektepler de mevcut.

Bölgenin ikliminden doğan ihtiyaçlar avluyu şehir mimarisinde önemli bir unsur kılmış. Bu avlu günümüze ulaşan az sayıdaki Osmanlı hanından biri olan Deliller Hanı’na ait.<br>(Fotoğraf: Sami Rıfat, 1990’lar, DİTAV arşivi)
Bölgenin ikliminden doğan ihtiyaçlar avluyu şehir mimarisinde önemli bir unsur kılmış. Bu avlu günümüze ulaşan az sayıdaki Osmanlı hanından biri olan Deliller Hanı’na ait.
(Fotoğraf: Sami Rıfat, 1990’lar, DİTAV arşivi)

Kentin tüm evrelerinde Karacadağ’ın lavlarından oluşmuş çevredeki zengin taş ocaklarından çıkartılan bazalt taşı ve kireç harcının kullanılmasına dayalı bir inşa geleneği hâkim. Örtü sisteminde tuğla ve ahşap dikkat çekerken, süslemede Ergani ve çevresinde yoğun olarak bulunan sarı renkli kalker taşı göze çarpıyor. Bazalt taşının koyu ve sert ifadesini kırmak amacıyla geliştirilen siyah-sarı renkli taş almaşık tekniği, özellikle cephelerde yaygın olarak kullanılmış. Yazların çok sıcak geçtiği kentte mimari planının oluşmasında temel belirleyici unsurlardan biri de avlu. İstisnasız olarak konut, dinî mimari, ticari ve sosyal yapı, hepsi bir iç avlu etrafında hayata geçmiş. Bu, kentte çok sayıda yapı ile temsil edilen Hıristiyan mimarisinde de kendini gösteriyor. Farklı dönemlerde inşa edilmiş, farklı cemaatlere ait kilise ve manastır mimarisi de bu geleneği sürdürmüş.

Şehirde genelde yapıların dar sokaklara bakan yüzlerinde süsten uzak, yalın bir çizgi tercih edilmiş. Avluya bakan cepheler ise tam tersi. Fotoğraftaki Cahit Sıtkı Tarancı Evi’nin mabeyni, avluya bezemelerle süslü bir kapıyla açılıyor.
Şehirde genelde yapıların dar sokaklara bakan yüzlerinde süsten uzak, yalın bir çizgi tercih edilmiş. Avluya bakan cepheler ise tam tersi. Fotoğraftaki Cahit Sıtkı Tarancı Evi’nin mabeyni, avluya bezemelerle süslü bir kapıyla açılıyor.

Yapıların avluya bakan cepheleri son derece süslü ve hareketli tasarlanırken, sokak cepheleri çoğunlukla sağır ve kütlesel düşünülmüş. Avlu cephelerindeki süslemeler, simetrik olarak yerleştirilen kapı, pencere ve nişlerin etrafında odaklanmış. Geometrik ve stilize bitkisel motifler ve figüratif kabartmalar cephe süslemelerinde çok görülüyor. İslam’da figür yasağına bağlı olarak süslemenin geometrik ve bitkisel motiflerle temsil edilmesine rağmen Diyarbakır’da özellikle Artuklu ve Eyyubî dönemleri yapılarında figür de sık kullanılmış. Aslan, boğa, at, tavşan, geyik, koç, koyun, tavus kuşu, kartal, gergedan, grifon, sfenks, ejderha gibi hayvanlar ya da fantastik figürlerin, iktidarı simgelemelerinin dışında, yapıları koruma amaçlı tılsım olarak da kullanıldığı düşünülüyor. Sınırlı olsa da insan figürleri bulunan cepheler yok değil.

Çoğunlukla yalın bir çizgi tercih edilse de, hem camilerde, hem kiliselerde dış cepheyi canlandırmak için kimi zaman mukarnas dolgu kullanılmış. Behrampaşa Camii, Sur’da.
Çoğunlukla yalın bir çizgi tercih edilse de, hem camilerde, hem kiliselerde dış cepheyi canlandırmak için kimi zaman mukarnas dolgu kullanılmış. Behrampaşa Camii, Sur’da.

Genel olarak yalın bir çizginin tercih edildiği Diyarbakır yapılarında iç mekânda, özellikle Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerinde, çini ve ahşap süslemenin yoğunluğu dikkat çekiyor. Sade cephe tasarımlarıyla dikkat çeken kiliselerde de iki renk taş almaşığı, çok dilimli kemerli pencereler ve kapılardaki mukarnas dolgular cepheleri hareketlendirirken, iç mekânlarda Hıristiyanlıkla ilgili figüratif bezemeler, dinî semboller karşımıza çıkıyor.

Metin: Doç. Dr. Birgül Açıkyıldız, Sanat tarihçisi

 


 

KAYNAKÇA

• Assénat, M. (2015) “Amida Surları: Birkaç Tarihi ve Kronolojik Unsur”, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı, (ed.) Nevin Soyukaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı Alan Yönetimi Başkanlığı Yayınları, İstanbul: 29-48.
• Baş, G. (2013) Diyarbakır’daki İslâm Dönemi Mimari Yapılarında Süsleme, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
• Beysanoğlu, Ş. (2019) Anıtları ve Kitabeleri ile Diyarbakır Tarihi, Cilt 1-2-3, Diyarbakır.
• Gabriel, A. (1940) Voyages Archéologiques dans la Turquie Orientale, Paris: 197-199.
• Hillez Halifeoğlu, S. (2016) Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Bulunan Ermeni Kiliseleri Koruma ve Kullanım Durumları, Yüksek Lisans Tezi, Dicle Üniversitesi, Diyarbakır.
• Karadoğan, S. (2015) “Yerleşmeye Etkileri Açısından Diyarbakır Kenti ve Yakın Çevresinin Doğal Peyzaj Unsurları”, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı, (ed.) Nevin Soyukaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı Alan Yönetimi Başkanlığı Yayınları, İstanbul: 1-16.
• Ökse, T. (2015) “Amida Höyük Bulguları ve Tarihi Belgeler Işığında Eski Çağda Diyarbakır”, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı, (ed.) Nevin Soyukaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı Alan Yönetimi Başkanlığı Yayınları, İstanbul: 17-28.
• Sönmez, Z. (1989) Başlangıcından 16. Yüzyıla Kadar Anadolu Türk-İslam Mimarisinde Sanatçılar, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
• Sözen, M. (1971) Diyarbakır’da Türk Mimarisi, İstanbul.
• Tuncer, O. C. (2015) Diyarbakır Camileri, Diyarbakır.

SERGİ KÜNYESİ


Katkıda bulunan yazarlar

Doç. Dr. Birgül Açıkyıldız, Dr. Mehmet Atlı, Jaklin Çelik, Doç. Dr. Meral Halifeoğlu, Truman Şakarer, Seîd Veroj

Sergi editörü

Pınar Öğünç

Çeviri

Murat Bayram, İnan Eroğlu (Kürtçe)
Nazım Dikbaş (İngilizce)

Tasarım

Fika

Yayın tarihi

Mart 2020