Ara
SERGİLER
TARİHTE BİR PARANTEZ: MERVANîLER
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Dağkapı Mervanî Mescidi.

983-1085 yılları arasında El-Cezire’de (Yukarı Mezopotamya) hüküm sürmüş bir Kürt devleti olan Mervanîler, Diyarbakır’ın tarihinde ayrı bir başlıkla anılmayı hak ediyor. Mervanîlerin bölgede yaklaşık bir yüzyıllık egemenliği, aslında birçok yönden tüm Mezopotamya coğrafyası için çağının ilerisinde, özgün bir parantez.

Tarihçiler, Mervanîlerin, farklı etnik ve dinî grupların bir arada yaşamasına olanak veren çoğulcu, ülke içinde ve dışında çatışmacılıktan uzak bir siyaset dilini tercih ettiklerini vurguluyor. Bu, birçok kaynakta dönemin huzur ve dirlikle anılmasına neden olmuş. Aynı yıllarda ticaret ilişkilerinin gelişmesinin sağladığı refah kadar, bilim ve sanattaki ilerlemelerin toplumsal düzeyde getirdiği kazanımlar da söz konusu. Bunlar dönemin minyatürlü eserlerinden mimari yapılarına kadar çok alana yansımış. Hatta tüm bu sebeplerden dolayı, Mervanî Devleti çevreden göç bile almış.

984 yılında Baz tarafından Musul’da bastırılmış sikke.
984 yılında Baz tarafından Musul’da bastırılmış sikke.

Mervanîlerin tarihinde anılması gereken ilk önemli kişi, Baz ismiyle ün salmış Botan Kürtlerinden Harbuhtlu Hüseyin b. Dostek (983-990). Fakat hanedana asıl adını veren Siirt Şirvan civarındaki Kormas köyünden Mervan oldu. Mervan, Baz’ın eniştesiydi. Baz siyasi egemenlik kurmak amacıyla civar yerleşimlere akınlar düzenlemeye başladığında, Mervan’ın oğulları dayıları Baz’ın ordusuna katılarak aktif rol üstlendiler. Baz, Mezopotamya’nın önemli kentlerinden olan Musul’a kadar nüfuzunu genişletince, egemenliğine meşruiyet kazandırmak için Musul’da adına sikke bastırdı.

Baz 990 yılında bir savaşta öldürülünce yerine Mervan b. Kek’in en büyük oğlu, Mervanî Devleti’nin asıl kurucusu olarak anılan Hasan b. Mervan (990-997) geçti. Hasan, döneminde nüfuz alanını genişletmenin yanı sıra, ülkesini bayındır hale getirecek icraatlarda bulundu. Bu icraatlardan biri de 996’da Amid’de Dağkapı girişinde yaptırdığı, bir yılı bulan onarım…

Hasan b. Mervan tarafından 996 yılında Dağkapı’da yapılan onarımın kitabesi.
Mumehhiduddevle’nin 999 yılında başkent Meyyafarikin'de bastırdığı sikke
Mumehhiduddevle’nin 999 yılında başkent Meyyafarikin'de bastırdığı sikke

Hasan b. Mervan, 997 yılında Amid’de bir suikast sonucu öldürülünce yerine, o esnada Cizre valisi olan kardeşi Mumehhidüddevle Said (997-1011) geçti. Tahta çıkan Mumehhidüddevle ilk iş olarak başkent Meyyafarikin’i (Silvan) imar çalışmalarına başladı. Şehir surlarını elden geçirdi. Hükümdarlığı boyunca da ülkenin imarıyla yakından ilgilendi.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Dağkapı.

Mumehhidüddevle’nin ölümü de kardeşi gibi bir suikastla oldu. 1011’de Hettah’ta (Entax/Lice) öldürülmesinin ardından yerine diğer kardeşi Nasırüddevle Ahmed geçti. 1011-1061 yılları arasındaki Nasırüddevle dönemi, Mervanîlerin her alanda altın çağı oldu. Nasırüddevle de abisi Mumehhidüddevle gibi önce başkent Meyyafarikin’i ve diğer önemli şehirlerdeki eserleri onarma, yenilerini inşa işine girişti. Meyyafarikin’de hükümdar sarayı ve hanedan mensupları için evlerin yanı sıra kamuya hizmet edecek bahçeler, su dolapları, kanallar, cami, saat kulesi, han, hamam, bimaristan ve köprü gibi eserler yaptırdı. Batman Çayı kenarında daha sonra Elmedin olarak anılacak Nasriyye şehrini kurdu. Amid surlarında birçok burcu yeniden inşa veya tamir ettirdi. Mart 1056’da Amid surlarında nöbet tutan askerlerin kullanmaları için Dağkapı girişine bir mescit yaptırdı.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Dağkapı ve Mervanî Mescidi.
İçkale surlarında Nasırüddevle’nin oğlu Muhammed tarafından 1053 yılında yaptırılan burç.
Keçi Burcu’nun Nasırüddevle döneminde onarıldığını gösteren kayıp kitabe.
Keçi Burcu’nun Nasırüddevle döneminde onarıldığını gösteren kayıp kitabe.

Nasırüddevle, ülkesinin insanlarının yaşam koşullarını iyileştirmeye önem vermesinin dışında hayvanlara karşı da duyarlı bir hükümdardı. Rivayete göre, 1058 kışında nedeni meçhul şekilde kırmızı yağan kardan ötürü çokça evcil ve yabani hayvan telef olmuştu. Sağ kalan bazı aç hayvanlar yerleşim yerlerine indiklerinde halk tarafından öldürülebiliyorlardı. Merhamet duyup bütün kış bu hayvanları besledikten sonra baharla birlikte salıverenler de yok değildi. Bu yaşananlardan haberdar olan Nasırüddevle, tahıl ambarlarının derhal açılarak tarlalara, dağlara kuşlar için buğday, arpa ve darı serpilmesini, yaban hayvanları için de doğaya bolca ot ve saman bırakılmasını emretti. Nasırüddevle’nin hayvanlara gösterdiği ihtimam sadece o kışla kalmadı, hayatı boyunca sürdü. Süryani tabiat âlimi İbn Bahtişo’nun (ö. 1059), kapsamlı bir zooloji eseri olan “Tabaiu’l-Hayavan ve Havassiha ve Menafiu A’zaiha”yı (“Hayvanların Anatomik Özellikleri ve Yararları”) Nasırüddevle’ye ithaf etmesinin ardında da bu aşikâr hayvan sevgisi vardı.

“Hayvanların Anatomik Özellikleri ve Yararları”nın British Museum’daki nüshasında Mervanî hükümdarı Nasırüddevle ile âlim İbn Bahtişo’yu birlikte gösteren bir minyatür (1) var. İbn Bahtişo eserinde aslan (2), fil (3), tavus kuşu (4), tavuk (5), dağ keçisi (6), balık ve su kaplumbağası (7) gibi hayvanları resmetmişti. 6. ve 7. minyatürler Paris’te bulunan nüshadan.

Mervanîler tarihinde Nasırüddevle dönemi birçok açıdan huzurun ve düzenin yılları olarak anılıyor. 1059 yılında başkent Meyyafarikin’e gelen Bağdatlı Hıristiyan tabip İbn Butlan, hükümdar Nasırüddevle için kaleme aldığı “Da’vetu’l-Etibba” (“Hekimlere Davet”) adlı eserinde bu dirlik dönemini sağlık açısından ele almış. İbn Butlan, hükümdarlığında veba salgınlarının eskisi kadar yaşanmadığını, halkın artık daha sağlıklı olduğunu yazıyor. Öyle ki insanlar hastalanmayınca doktorların işsiz kaldıklarından bile yakınmış.

İbn Butlan, “Da’vetu’l-Etibba” isimli eserinde, en sağda altta Meyyafarikinli bir tabiple birlikte kendisini de tasvir etmiş.
On Gözlü Köprü.

1061 yılında Nasırüddevle’nin ölümünden sonra Mervanî Devleti’nin başına oğlu Nizameddin Nasr (1061-1079) geçti. Nizameddin Nasr da önceki Mervanî hükümdarları gibi inşa çalışmalarına önem verdi. 1067, 1072 ve 1073 yıllarında Amid sur duvarlarına yeni burçlar ilave edildi. Dicle Nehri üzerinde bugün On Gözlü Köprü diye bilinen Dicle Köprüsü de 1065’te onun döneminde, veziri İbnü’l-Enbarî’nin gözetiminde yapıldı.

On Gözlü Köprü’nün inşa tarihi ile mimarın adının yazılı olduğu kitabe.
Sur 67 no’lu burç, Yenikapı Mervanî Burcu olarak anılıyor. (DİTAV arşivi)
1032 yılında Doğu Roma’nın elindeki Ruha (Urfa) kentini kuşatan Mervanî askerlerini gösteren minyatür

Nasırüddevle’nin İran Selçuklu Devleti’yle ittifak politikasını oğlu Nizameddin de takip etti. Bu işbirliğinin neticesi olarak Mervanîler, Malazgirt Savaşı’na Selçukluların yanında katıldı. Önce Bitlis yakınlarındaki Rahva düzlüğünde karargâh kuran Selçuklu hükümdarı Alparslan ile Doğu Roma İmparatoru IV. Romenos Diyogenes arasında görüşmeler yapıldı. Buradan sonuç çıkmayınca iki ordu 26 Ağustos 1071 tarihinde karşı karşıya geldi. Dönemin tarihçilerinden Hilâl es-Sabî’nin kaydettiğine göre beraberinde 4 bin asker bulunan Alparslan’ın yanında, Mervanîler 10 bin kişilik bir orduyla ovada yerini almıştı. Malazgirt Savaşı böylelikle Selçukluların, aynı zamanda beraberlerindeki Mervanî ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Fakat Alparslan ülkesine dönerken Ahlat’a ve Malazgirt’e kendi valilerini atamayı tercih etti. Böylelikle bu iki şehir Mervanî idaresinden çıkıyordu.

Son Mervanî hükümdarı Nasırüddevle Mansur tarafından 1083 yılında inşa ettirilen Tek Burç (Tek Beden), üzerindeki çiçekli kufi kitabe ile dikkat çekiyor.

Mervanîlerde Nizameddin’in ardından 1079’da tahta çıkan oğlu Nasırüddevle Mansur’u (1079-1085) zor günler bekliyordu. Selçuklu Devleti, Mervanîleri her açıdan sıkıştırıyordu, zira topraklarındaki refah düzeyi Selçukluların dikkatini çekmişti. Bir süre sonra da hükümdar Melikşah, Mervanîler’in sonunu getirecek orduyu gönderdi. Yıkılan devletin toprakları Melikşah tarafından Artuk Bey’e verildi. Tarihçi İbnü’l-Ezrak, Mervanîlerin yıkılmasıyla bölgede huzurun ve refahın azaldığını yazıyor. Kendisi Artuklular döneminin tarihçisi olmasına rağmen, eski Mervanî idaresinin hakkını vermeyi tercih etmiş.