Ara

“Verimli Hilal”in orta-üst kesimindeki Yukarı Dicle Havzası, Mezopotamya, Suriye, İran, Akdeniz ve Anadolu’yu, doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi gerçek anlamda buluşturan kavşak noktasında oluşuyla tarih ve tarih öncesi dönemlerde her daim ilgi odağıydı. Kimliğini bu havzayla ve Dicle Nehri’yle kazanan, birkaç yıl ya da birkaç yüzyıl, Anadolu’da ve Mezopotamya’da egemenlik sürmüş hemen her kavmin temas edip izini bıraktığı Diyarbakır, bu mirasın zenginliği, bu kültür birikiminin bereketiyle bugüne ulaştı.

Dicle Nehri ve üzerindeki arkeolojik yerleşimler. (Hazırlayan: Kemalettin Köroğlu)
Dicle Nehri ve üzerindeki arkeolojik yerleşimler. (Hazırlayan: Kemalettin Köroğlu)
ZAMANININ ÖTESİNDE KÖRTİK TEPE
Körtik Tepe’de bulunan bu taş kaba bir dağ keçisi motifi işlenmiş.
Körtik Tepe’de bulunan bu taş kaba bir dağ keçisi motifi işlenmiş.

Diyarbakır’ı evrensel kültür tarihinde önemli kılan unsurlardan biri, Anadolu arkeolojisi açısından yeni bir sayfa açan Körtik Tepe. Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde, Batman Çayı ile Dicle Nehri’nin yaklaşık birleştiği noktada yer alan Körtik Tepe, halen avcı-toplayıcı bir hayat süren insanların yaşadığı ve çanak-çömleksiz Neolitik dönemin ilk evrelerine (M.Ö. 10400-9250) tarihlendiriliyor. Körtik Tepe, bir Neolitik topluluğun yerleşik hayattaki düzenine ilişkin ilk alanlardan biri olması ve geçim faaliyetlerinin yerleşik hayat üzerinde yarattığı etkileri izlemek bakımından eşsiz bir örnek. Taştan imal edilmiş havanlar ve ezgiler, toplayıcı geçim etkinliğini destekleyen ileri bir üretim seviyesine işaret ediyor. Bu haliyle Körtik Tepe, Şanlıurfa’daki Göbeklitepe’nin şaşırtıcı sembolik-anıtsal düzeyini o dönem için şaşırtıcı olmaktan çıkaran bir öncü geçim ve yerleşim örüntüsü sergiliyor.  Balıkçılığın da yoğun bir şekilde yapıldığı Körtik Tepe’de besin depolama amaçlı mimari birimlerin varlığı, bu anlamda üretim teknolojilerinin geliştirildiğinin, sosyal ve ekonomik örgütlülüğün göstergesi. Körtik Tepe’de dokumacılığın da bilindiğine dair veriler mevcut.

Körtik Tepe, avcı toplayıcı toplulukların göçebelikten yerleşik köy hayatına geçişinin en erken evresini temsil eden bir yerleşim.
Körtik Tepe, avcı toplayıcı toplulukların göçebelikten yerleşik köy hayatına geçişinin en erken evresini temsil eden bir yerleşim.
İNSANLIK TARİHİNDE ÖNEMLİ BASAMAK

Ergani ilçesinin 7 km doğusuna denk düşen Çayönü’nde M.Ö. 9300-6300 arasındaki yerleşim evresi avcı-toplayıcılıktan tarımsal üretime dayalı beslenme ekonomisine geçişin en eski örneklerinden birini sunmasıyla günümüz uygarlığına uzanan önemli bir basamağı oluşturuyor. Çayönü’nde yabani buğday, mercimekgiller gibi bitkilerin tarıma alındığı, koyun ve keçinin evcilleştirildiği biliniyor. Dünyanın diğer yerleşimlerinde bakırın keşfedilip işlenmeye başlamasından iki bin yıl önce bu bölgede bakırın ısıtılarak şekillendirilmiş olması, hatta boncuk ve benzeri objeler yapılması Çayönü’nü özgün kılıyor. Dünyanın en eski bakır yataklarının yer aldığı Ergani maden ocaklarına fizikî yakınlık bu başarıda en önemli etken.

Çayönü, Neolitik Çağ’dan gelişkin köy yaşantısına uzanan dönemde mimari gelişimin de tüm evrelerinin izlenebildiği ender yerleşimlerden biri. Özellikle yuvarlak planlı, dal çatkılı ve çamurla sıvalı basit kulübelerden, taş temelli, kapı ve pencere açıklıkları olan, günümüz köy evleriyle büyük benzerlikler gösteren kerpiç yapılara geçiş, bu sürecin tüm izlerini taşıyor.

Çayönü’nde içinde yüzlerce kafatasının bulunduğu kafataslı yapı olarak adlandırılan kalıntı.
Çayönü’nde içinde yüzlerce kafatasının bulunduğu kafataslı yapı olarak adlandırılan kalıntı.
Dal ve kamışlardan yapılan basit yuvarlak kulübeden taş temelli kerpiç yapılara doğru çeşitlenerek, avcı-toplayıcı bir topluluktan çiftliğe dayalı yaşama geçişin izlerini Çayönü’nde izlemek mümkün.
Dal ve kamışlardan yapılan basit yuvarlak kulübeden taş temelli kerpiç yapılara doğru çeşitlenerek, avcı-toplayıcı bir topluluktan çiftliğe dayalı yaşama geçişin izlerini Çayönü’nde izlemek mümkün.
BIRKLEYN MAĞARALARI'NIN GİZEMİ

Lice’ye bağlı Abalı köyünden yaklaşık 1,5 km uzaklıkta, Dicle Nehri’nin doğduğu yerlerden olan Bırkleyn Mağaraları’ndaki I. Tiglat-Pileser´e (M.Ö. 1114-1076) ait kabartma ve yazıt bugün en iyi görünen kalıntılardan. Bölgedeki beş mağaranın bir kısmının stratejik konumları itibarıyla Geç Neolitik Çağ’dan Demir Çağı’na dek (M.Ö. 4.-2. binyıl) kullanıldığı biliniyor. Bırkleyn Mağaraları’nın bulunduğu Diyarbakır-Bingöl yolu antik dönemde Doğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya arasında Toros Dağları üzerinden en kolay geçit işlevini görüyordu. Dicle Nehri’nin doğu kolu olarak bilinen Dibni Çayı’nın yanından geçen bu yol aynı zamanda bir ticaret hattıydı. Bu özel konum nedeniyle bölgeye özellikle hâkim olmak isteyen Asur kralları I. Tiglat-Pileser ve III. Salmanassar, bu yolu kullanan tacirlere güven vermek ister gibi mağaralara kabartmalar ve yazıtlar yaptırmışlardı. Bırkleyn’in ele geçirilişi, III. Salmanassar döneminde Musul’un 28 km güneydoğusuna inşa edilen ünlü Balawat Kapısı’nın bronz süslemelerinde de betimlenmiş.

Bırkleyn Mağaraları Dicle Nehri’nin doğu kolu olarak bilinen Dibni Çayı’nın yanında bulunuyor.
Bırkleyn Mağaraları Dicle Nehri’nin doğu kolu olarak bilinen Dibni Çayı’nın yanında bulunuyor.
Asur Kralı I. Tiglat-Pileser’e (M.Ö. 1114-1076) ait bu kabartma içinden Dibni Çayı'nın aktığı mağarada yer alıyor.
Asur Kralı I. Tiglat-Pileser’e (M.Ö. 1114-1076) ait bu kabartma içinden Dibni Çayı'nın aktığı mağarada yer alıyor.
ŞEHRİ VAR EDEN BAZALT PLATO

Şehir Amida Höyük’te, doğal su kaynağına yakın, savunmaya uygun, tarıma elverişli, Dicle Nehri’ne ve vadisine hâkim bazalt bir platoya kurulmuştu. Bu konum ve koşullar yerleşimin sürekliliği ve kurulduğu noktada gelişmesi açısından çok önemliydi. Antik yolların kesiştiği noktada yer alışı da kenti tarih boyunca önemli bir ticaret ve tarım merkezine dönüştürdü.

Amida Höyük’te yüzey araştırması sonucunda en erken yerleşim izleri M.Ö. 4200-3800 arasına tarihleniyor. Bulunan el yapımı kaplar, bu en eski yerleşimin yerel bir topluluk tarafından kullanıldığı izlenimini veriyor. Uruk döneminde höyük çevresinde bir aşağı şehir bulunması ve yerleşimin bugünkü İçkale’ye yayılmış olması mümkün. Höyükte M.Ö. 2. binyıldaki Hurri-Mitanni dönemi tabakaları da tespit edilmiş.

Diyarbakır’ın ilk kurulduğu yer Amida Höyük. (Fotoğraf: Mehmet Oğuz, 2013)
Diyarbakır’ın ilk kurulduğu yer Amida Höyük. (Fotoğraf: Mehmet Oğuz, 2013)
Hz. Süleyman (Kale) Camii.
Hz. Süleyman (Kale) Camii.
Dicle Havzası’nda erişilen en erken tarihî belge ise Akkad İmparatoru Naramsin’in (M.Ö. 2254-2218) Diyarbakır’ın 25 km doğusunda yer alan Pirhüseyin köyündeki aynı isimli höyükte bulunan steli. (Şevket Beysanoğlu arşivi, DİTAV)
Dicle Havzası’nda erişilen en erken tarihî belge ise Akkad İmparatoru Naramsin’in (M.Ö. 2254-2218) Diyarbakır’ın 25 km doğusunda yer alan Pirhüseyin köyündeki aynı isimli höyükte bulunan steli. (Şevket Beysanoğlu arşivi, DİTAV)
YÜZYILLARA MEYDAN OKUYAN SURLAR

Asur’un gerilemesiyle M.Ö. 1050’de Dicle kıyılarına Arami göçleri başladı. Diyarbakır, o zamanki adıyla Amida, stratejik konumu ve zengin su kaynakları nedeniyle Roma-İran gerginliğinin de bir parçası oldu. Roma İmparatoru II. Konstantius, 330’lu yıllarda Sasanilerle mücadele esnasında burayı bir garnizon kenti olarak seçmişti. Sasani hükümdarı II. Şapur’un 100 bin kişilik ordusuyla 73 gün kuşatmasının ardından, II. Konstantius 21. yüzyılda şehre hâlâ kimliğini veren surları inşa ettirdi. Siyah bazalt taştan yapılan bu surlar 370 yılında Valens tarafından elden geçirildi. Bir sonraki büyük işgal 502-503 yıllarında Sasani hükümdarı Kubad’ın 50 bin kişilik ordusuyla oldu. Ama 505’te Anastasius şehri tekrar Romalıların kontrolü altına aldı. 532’den sonra I. Justinianus şehri yeniden imar ettirecekti.

Mardinkapı’dan bir kitabe. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2009)
Mardinkapı’dan bir kitabe. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2009)
Dağkapı’dan Grekçe bir kitabe. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2009)
Dağkapı’dan Grekçe bir kitabe. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2009)
Bazalt platonun doğu tarafında surlar uzanıyor. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2010)
Bazalt platonun doğu tarafında surlar uzanıyor. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2010)

Halife Ömer’in El-Cezire (Mezopotamya) bölgesinin fethiyle görevlendirdiği İyaz b. Ganem tarafından alınmasıyla, şehir 639’da Müslüman Arapların hâkimiyetine geçti. Emevîler dönemi boyunca küçük bir askerî birlik şehirde güvenliği sağlamak ve vergi toplamak amacıyla konuşlanmıştı. 863’te Doğu Romalılar bölgeye sefer düzenlediler. 868’de Abbasîlere bağlı vali İsa b. Şeyh, Dicle’nin doğu yakasında yoğun olarak yaşayan aşireti Şeybanî Araplarının da desteğiyle Abbasîlere isyan ederek Şeyhoğulları Emirliği’ni kurdu. Oğlu Muhammed de Amid valiliği yapıyordu. Otuz sene kadar bölgeye hâkim olan bu emirlik, 899’da Abbasî Halifesi Mu’tazıd-Billah’ın kuşatmasıyla son buldu. 911’de Doğu Romalılar bölgeye yeniden sefer düzenleyerek Eğil ve civarındaki kaleleri ele geçirdiler.

Doğu Roma saldırılarına karşı taşradaki otoritesinin zayıflaması üzerine Abbasî Halifesi Muktedir, 931’de bölgeyi Şii-Arap bir hanedan olan Hamdanîlerin en önemli yöneticisi Seyfüddevle’ye terk etti. Hamdanîler uzun yıllar Doğu Romalılara karşı mücadele ederek sınırlarını Malatya’ya kadar genişletmeye çalıştı. 936’dan sonra Amid’i 30 yıl içinde beş kez kuşatmak isteyen Romalılar ise başarılı olamadı.

Keçi Burcu ve doğu surları. (Fotoğraf: Dilan Bozyel, 2010)
Keçi Burcu ve doğu surları. (Fotoğraf: Dilan Bozyel, 2010)
SURLARI ZORLAYAN EL-MÜFETTİŞ MANCINIKLARI
Dicle Nehri ve surlar. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2010)
Dicle Nehri ve surlar. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2010)

984’ten itibaren Diyarbekir bölgesi Botan Kürtlerinden Harbuhtlu Baz’ın yönetimine geçti. Yukarı Mezopotamya’da yaklaşık 100 yıl süren ve birçok açıdan kent tarihinin özgün halkalarından olan Mervanîler dönemi böyle başlıyordu. (“Tarihte bir parantez: Mervanîler”)

1071 Malazgirt Savaşı’na Selçukluların yanında katılmalarına rağmen, Mervanî topraklarındaki refah düzeyi Selçuklu Devleti’nin dikkatini çekiyordu. Hükümdar Melikşah’ın emriyle kuşatılan şehir 1085’te alındı. İnal isimli valinin atanmasıyla da neredeyse bir asır boyunca bölgeye hâkim olacak İnaloğulları Beyliği kurulmuş oluyordu.

Doğu surları. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2010)
Doğu surları. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2010)
Nur Burcu. (Fotoğraf: Merthan Anık)
Nur Burcu. (Fotoğraf: Merthan Anık)

İnaloğullarının veziri Nisanoğlu Ali, halka ettiği kötü muameleyle bilinmeye başlamıştı. Komşu beyliklerden Hasankeyf Artuklu hükümdarı Fahreddin Karaarslan, bu huzursuzluğu sonlandırmak için defalarca teşebbüs ettiyse de Amid’i alamamıştı. Oğlu Nureddin Muhammed, babasının arzusunu gerçekleştirebilmek için Eyyubî Sultanı Selahaddin’den destek talep etti. Karşılığında da savaşlarda askerleriyle Selahaddin’in ordusunda yer almayı vaat ediyordu.

Eyyubî ordusunun El-Müfettiş adı verilen dev mancınıkları surların siyah bazalt taşlarını günlerce dövdü, 1183’te şehir alındı. Şehrin burçları tıka basa doluydu. Sadece birine neredeyse 80 bin mum, diğerine ok uçları yahut çuvallarca tahıl istiflenmişti. Şehrin depoları da pamuk balyalarıyla, top top kumaşlar, halı ve çadırlarla doluydu. 1 milyon 40 bin cilt kitaplık devasa kütüphaneyi de Sultan Selahaddin kâtibi Kadı Fadıl’a bağışladı. Selahaddin-i Eyyubî, söz verdiği gibi Amid’in yönetimini Artuklu Nureddin Muhammed’e bıraktı. Mesûdiye Medresesi ve Zinciriye Medresesi, onun ölümünden sonra yerine geçen oğlu II. Sökmen zamanında yaptırıldı. Sultan Selahaddin hâkimiyetini belgelemek adına şehirde uzun yıllar gümüş ve bakır sikkeler bastırdı.

(Şehrin tarihine sikkeler üzerinden bakmak için: “Sikkelerin anlattığı Diyarbakır”)

Selahaddin-i Eyyubî döneminde kullanılan mancınıklardan birinin çizimi.
Selahaddin-i Eyyubî döneminde kullanılan mancınıklardan birinin çizimi.
MEKANİK BİLİMİNİN ÖNCÜSÜ EL-CEZERî

II. Sökmen’den sonra Artuklu tahtına oturan kardeşi Melik Salih Mahmud döneminde Amid’de bolca imar faaliyetleri yapıldı. Surlarda yeni burçlar inşa edildi, İçkale’de saray yaptırıldı. Bu dönemi önemli kılan unsurlardan biri de mekanik alanında ürettiği eserlerle ününü Orta Çağ’dan bugüne koruyan Ebu’l-İz El-Cezerî’ydi. Çeyrek asır boyunca baba, oğul iki Artuklu hükümdarının hizmetinde çalışan El-Cezerî’nin mühendislik felsefesi üzerine çalışmaları, üç boyutlu makineleri ve icatları, bu alanda çalışacak Doğu’dan ve Batı’dan çok isim için öncül oldu. Makinelerinin büyük kısmını “El-Camiʿ beyne’l-ʿilmi ve’l-ʿameli’n-nafiʿ fî sınaʿati’l-hiyel” (“Mekanik Biliminde Bilgi ve Uygulamayı Buluşturan Kitap”) adlı eserinde toplamıştı.

Amid Sarayı’nın yönetim bölümüne açılan kapısı El-Cezerî’nin elinden çıkmış.
Amid Sarayı’nın yönetim bölümüne açılan kapısı El-Cezerî’nin elinden çıkmış.
İçkale’nin Ulu Cami’nin minaresinden görünümü.
İçkale’nin Ulu Cami’nin minaresinden görünümü.
ŞEHİRDE AKKOYUNLU DÖNEMİ

1222’de Artuklu tahtına çıkan Melik Mesûd Mevdûd hem kendi halkına hem de komşularına karşı hasmane tavrıyla nam salmıştı. Bu nedenle on yıl kadar sonra Eyyubî hükümdarı II. Melik Kamil, Amid’i geri aldı. Amid 1257’de kısa süreliğine Meyyafarikin hâkimi Melik Kamil’in eline geçtiyse de 1259’da Hülâgü’nün duruma el koyması üzerine Moğollara tâbi olan Rum Selçuklu Devleti’ne geri verildi. Böylelikle Moğollar bütün Diyarbekir havalisine hâkim oluyordu.

1303’te Gazan Han bölgeyi Mardin Artuklu Sultanı II. Necmeddin Gazi’ye verdi, 1317’de ise şehirde büyük bir isyan çıktı. Bunun sebepleri arasında güneybatıdan gelen Moğol akınları ve yağma başı çekiyordu. Ayrıca şehirde hayat çok pahalanmış, birçok köylü tarlalarını terk ederek göç etmiş, Hıristiyan halktan alınan vergiler artırılmıştı. Ayaklanma Artuklu hükümdarı Şemseddin Salih tarafından bastırıldı, ancak bu arada şehir ağır zarar gördü. Bir yıl sonra da büyük bir kıtlık yaşanacaktı.

1394’te Timur tarafından zapt edilerek yağma edilen şehir 1401’de Karayülük Osman Bey’e verildi ve böylece bölgede Akkoyunlu hâkimiyeti başlamış oldu. Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf Bey 1400’lerin başında defalarca burayı almaya teşebbüs ettiyse de başaramadı. 1423’te oğlu İskender, 1433’te Mısır Memlük Sultanı Barsbay aynı akıbete uğradı. Karayülük Osman Bey’in 1435’te ölümünden sonra Amid, Akkoyunlu şehzadelerinin eline geçerek aralarındaki mücadelelere sahne oldu. Karakoyunlular da Cihangir Bey zamanında Amid’i birkaç defa kuşatmış, fakat alamamışlardı. Sultan Kasım tarafından 1500 yılında inşa ettirilen ve adını orada mezarı bulunan Şeyh Mutahhar’dan alan Şeyh Mutahhar Camii ve camiye ait olan Dört Ayaklı Minare, Akkoyunlu mimarisine örnek verilebilecek eserler olarak, bugün hâlâ şehrin sembol yapılarından sayılıyor.

Dört Ayaklı Minare, şehirde Akkoyunlu mimarisinin her şeye rağmen direnen önemli örneklerinden.
Dört Ayaklı Minare, şehirde Akkoyunlu mimarisinin her şeye rağmen direnen önemli örneklerinden.
Sur’daki Safa (İparlı) Camii’nin minaresi 15. yüzyıl estetiğini bugüne taşıyor. (Fotoğraf: Merthan Anık)
Sur’daki Safa (İparlı) Camii’nin minaresi 15. yüzyıl estetiğini bugüne taşıyor. (Fotoğraf: Merthan Anık)
Şerefnâme’de Çaldıran Savaşı’nın tasviri.
Şerefnâme’de Çaldıran Savaşı’nın tasviri.

Uzun Hasan Bey zamanında Karakoyunlu topraklarının tamamı Akkoyunlular tarafından işgal edilince devletin merkezi Amid’den Tebriz’e nakledildi. Fakat stratejik öneminden dolayı Amid, Akkoyunlu Devleti’nin batıdaki merkezi olma özelliğini korudu. 1507’de Şah İsmail’in Dulkadiroğlu Alaüddevle Bey üzerine yaptığı sefer sırasında Emîr Bey Şah İsmail’e itaatini sunarak idaresi altındaki yerleri ona teslim etti. Safevî hükümdarı da Diyarbekir valiliğini Ustaclu Muhammed Han’a verdi. 1514 tarihli Çaldıran Savaşı’nda Safevîler yenilirken vali Ustaclu Muhammed Han da hayatını kaybetti. Meşhur tarihçi İdrîs-i Bitlisî’nin Kürt beyleri arasındaki faaliyetleri ve yöredeki Sünni beylik ve aşiretlerin de katkısıyla Amid ahalisi Amidli olan Yiğit Ahmed (Melik Ahmed) kumandasında ayaklanarak Safevî kuvvetlerini şehirden çıkardı.

KALE KAPILARI
Matrakçı Nasuh’un Amid’i tasvir ettiği minyatür.
Matrakçı Nasuh’un Amid’i tasvir ettiği minyatür.

Osmanlı hâkimiyetine girdikten sonra Amid merkez olmak üzere Diyarbekir Beylerbeyliği kurularak 4 Kasım 1515’te Bıyıklı Mehmed Paşa’ya verildi. 1517’de Mardin Kalesi’nin de Osmanlıların eline geçmesiyle Diyarbekir bölgesindeki Hısnıkeyfâ/Hasankeyf, Ergani, Ruha/Urfa, Siirt gibi bütün kale ve önemli merkezler tek idarede toplanmış bulunuyordu. 1518’de yapılan tahrire göre Diyarbekir Beylerbeyliği’ne bağlı 12 sancak vardı: Amid, Mardin, Sincar/Şengal, Berriyecik/Birecik, Ruha, Siverek, Çermik, Ergani, Harput, Arapgir ve Kiğı. Bunlarla birlikte yurtluk-ocaklık ve hükûmet sistemiyle idare edilen Çemişkezek, Atak/Lice, Palu, Eğil, Çapakçur, Sason, Tercil/Hazro, Kulp, Bitlis, Cizre, Genç, Cüngüş, Hısnıkeyfâ gibi birimler de şeklen Diyarbekir Beylerbeyliği’ne bağlıydı.

Tahrir kayıtlarına göre şehir dört kapı ve bunlara göre adlandırılmış dört mahalleye (Bâb-ı Mardin/Mardinkapı, Bâb-ı Rûm/Urfakapı, Bâb-ı Cebel/Dağkapı ve Bâbü’l-Mâ/Diclekapı) sahipti. Mahallelerden en kalabalığı olan Bâbü’l-Mâ’da gayrimüslimler çoğunluktaydı. Şehrin toplam nüfusunun yüzde 54’ü Müslümandı.

Urfakapı.
Urfakapı.
Dağkapı.
Dağkapı.
Urfakapı.
Urfakapı.
İçkale’deki Küpelikapı.
İçkale’deki Küpelikapı.
HEVSEL BAHÇELERİ'NİN YÜZYILLARDAN SÜZÜLEN KOKUSU

Tarihî topoğrafya açısından Diyarbakır’ın ayrılmaz parçası olan Hevsel Bahçeleri, kentin ekonomisinin ve sosyal yapısının şekillenmesinde de etkili oldu. Tarihî belgelerde ilk kez, M.Ö. 9. yüzyılda Asur kralı II Assurnasirpal’in Amedu (Amedi/Amida) kuşatmasına dair kayıtlarda anılmış. Burada kralın şehri alamayınca kentin dış kapılarındaki askerleri öldürtüp kalenin dışındaki bahçeleri yok ettiğinden söz ediliyor.

M.S. 4. yüzyılda Romalı tarihçi Ammianus Marcellinus, metinlerinde şehrin bahçelerinden söz etmiş. Bir diğer tarihî belge ise Ulu Cami’de yer alan kitabe. II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Hevsel Bahçeleri’nin yanı sıra Mardin, Urfa ve Dicle kapılarından alınan vergileri kaldırdığını ilan ediyor. Hevsel’deki vergi, tarımsal faaliyetlerden elde edilen gelirden alınıyordu.

17. yüzyılda yaşayan Evliya Çelebi de seyahatnâmesinde, buradan alınan vergilerin kent gelirine katkısından ve ürün çeşitliliğinden bahsediyor. Halkın altı ayını fasıllarla geçirdiğini not ettiği Hevsel’deki gül bahçelerini, bostanlardan yükselen güzel kokuları, reyhan bahçelerini ayrıca kaydetmiş.

(Tarih boyunca Diyarbakır’ı gezginlerin gözünden görmek için: “Seyyahların kayda düştüğü tarih”)

Kentin ayrılmaz parçası olan Hevsel Bahçeleri, yüzyıllardır bu coğrafyada bereketin de kaynağı. (Fotoğraf: Merthan Anık)
Kentin ayrılmaz parçası olan Hevsel Bahçeleri, yüzyıllardır bu coğrafyada bereketin de kaynağı. (Fotoğraf: Merthan Anık)
Hevsel'de üretim. (Fotoğraf: Fatma İşmen, 2015)
Hevsel'de üretim. (Fotoğraf: Fatma İşmen, 2015)
Keçi Burcu ve Hevsel Bahçeleri. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2007)
Keçi Burcu ve Hevsel Bahçeleri. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2007)
Günümüzde Dicle Üniversitesi’nin yer aldığı Kıtılbil köyünden şehre bakış. (Fotoğraf: Fuat Sezgin, 1928)
Günümüzde Dicle Üniversitesi’nin yer aldığı Kıtılbil köyünden şehre bakış. (Fotoğraf: Fuat Sezgin, 1928)
Dicle Nehri’nden Diyarbakır’a bakış.
Dicle Nehri’nden Diyarbakır’a bakış.
NIEBUHR'UN GÖZÜNDEN
Alman gezgin ve matematikçi Carsten Niebuhr, 18. yüzyılda geldiği Amid’in çeşitli haritalarını hazırlamıştı.
Alman gezgin ve matematikçi Carsten Niebuhr, 18. yüzyılda geldiği Amid’in çeşitli haritalarını hazırlamıştı.

1766’da yolu Amid’e düşen Danimarka kralının hizmetindeki Alman gezgin ve matematikçi Carsten Niebuhr şehrin planını da çıkarmıştı. Niebuhr notlarında, gelmesinden dokuz yıl önce yaşanan kıtlık nedeniyle halkın ekseriyetinin başka yerlere göçtüğünden, şehirde çoğu boş 16 bin ev bulunduğundan bahsediyordu. Caddeleri taş kaplama ve temiz olarak kaydetmişti. Şehirdeki Ermeniler, Yakubîler (Süryaniler) ile Yahudilerin, nüfusun dörtte birini teşkil ettiğini yazmıştı. İlgisini çeken bir ayrıntı da surların batısındaki mezarlık ve yazın içlerinde kar saklanan depolarıydı.

(Orta Çağ’dan itibaren haritalarda şehri aramak için: “Amida’dan girip Caramit’ten çıkan haritalar”)

KADİM ÇEŞİTLİLİĞİN İZLERİ

İlk çağlardan itibaren aralıksız yerleşim gören Diyarbakır çok sayıda farklı uygarlığa, farklı kültüre, dile ve inanca ev sahipliği yaptı. Eldeki kayıtlardan 1540 tarihli tahrir defterine göre şehir merkezinde 42’si Müslüman, 27’si gayrimüslimlere ait olmak üzere 69 mahalle mevcuttu. O tarihte 20.000 civarında olan şehir nüfusunun 9.262’si Müslüman, 10.741’i gayrimüslimdi. Müslüman nüfusun çoğunluğunu Kürtler (Kurmancî konuşanlar) ve Kırmançlar (Zazakî konuşanlar) oluştursa da özellikle yönetici, asker ve memur olarak şehre gelmiş Türkler de vardı. Gayrimüslimler ise çoğunluk Ermeniler olmak üzere Süryaniler, Keldaniler, Nasturiler, Şemsiler, Ezidiler ve Yahudilerden oluşuyordu. Hırıstiyan nüfus 27 cemaat halinde Küçük Kilise, Hıdır İlyas, Mar Kozma, Meryem Ana ve Nasturi kiliselerine bağlıydı. Cemaatlerine göre bir kısmının Cıska, Atak, Eğil, Hasankeyf, Sasun ve Mardin gibi bölgelerden geldikleri kayıtlıydı.

16. yüzyılda, bütün Diyarbekir vilayetinde ise 423.270’lik nüfusun 363.375’i Müslüman, sadece 59.895’i gayrimüslimdi. Gayrimüslimlerin şehir merkezinde daha yoğun yaşamalarının nedenlerden biri güvenlik, diğeriyse ticaret hayatının canlılığıydı. Güneyden gelen hammadde burada işlenip tekrar güneye ve kuzeye ihraç ediliyordu. Dolayısıyla dokumacılık, özellikle ipek dokuma, kuyumculuk, marangozluk, bakırcılık, deri işlemeciliği gibi el sanatları gelişmişti. Diyarbakır, bu konumuyla, Şam ve Halep’ten (Suriye’den), Bağdat ve Musul’dan (Irak’tan) gelen malların ve insanların Tebriz’e (İran’a), Erzurum’a, Revan’a (Ön Kafkasya’ya) ve Trabzon üzerinden Karadeniz’e geçtiği bir kavşak, bir toplanma ve üretim noktasıydı. Bu çokdinli ve çokkültürlü yapı 19. yüzyılın sonlarına doğru değişmeye başladı. Ayaklanmalar, katliamlar, hastalıklar kentte demografik yapıyı aynı bırakmadı, göç ve yoksulluk arttı.

Diyarbakır’daki bu kadim çeşitliliğin izleri bugün her şeye rağmen somut ve somut olmayan kültürel mirasta görülebiliyor. Özellikle Hıristiyan yapıların bir bölümü ayakta. Şehir merkezindeki Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi, Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Mar Petyun Keldani Kilisesi, Ermeni Katolik Kilisesi, Ermeni Protestan Kilisesi, Surp Sarkis Ermeni Kilisesi, Saint George Kilisesi ve Alipınar Nasturi Kilisesi, bir kısmı harap ya da işlevini değiştirmiş de olsa varlıklarını korumaya direnmiş yapılar.

İçkale’deki Saint George Kilisesi. (Fotoğraf: Tamer Pınar, DİFAK arşivi)
İçkale’deki Saint George Kilisesi. (Fotoğraf: Tamer Pınar, DİFAK arşivi)
Saint George Kilisesi. (Fotoğraf: Dilan Bozyel)
Saint George Kilisesi. (Fotoğraf: Dilan Bozyel)
Ermeni Katolik Kilisesi. (Fotoğraf: Türkan Kılıç, 2015)
Ermeni Katolik Kilisesi. (Fotoğraf: Türkan Kılıç, 2015)
Sur’daki Ermeni Protestan Kilisesi. (Fotoğraf: DİFAK arşivi)
Sur’daki Ermeni Protestan Kilisesi. (Fotoğraf: DİFAK arşivi)
Sur’daki Surp Giragos ve Mar Petyun kiliselerinin çan kuleleri. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2015)
Sur’daki Surp Giragos ve Mar Petyun kiliselerinin çan kuleleri. (Fotoğraf: Merthan Anık, 2015)
Surp Giragos Kilisesi’nin bu fotoğrafta görünen çan kulesi 1916’da yıkılmış. (DİTAV arşivi)
Surp Giragos Kilisesi’nin bu fotoğrafta görünen çan kulesi 1916’da yıkılmış. (DİTAV arşivi)
DİYARBAKIRLILAR
Diyarbakır misyonerlik okulu öğrencileri.
Diyarbakır misyonerlik okulu öğrencileri.

Kent 18. yüzyılda salgın hastalıklar yüzünden zor günler yaşadı. Esnaf çevre şehirlere mal gönderemez oldu, 1825-1843 arasında yollara asayişsizlik hâkimdi, kervanlar sık sık soyuluyordu. Şehirde zaman zaman ayaklanmalar yaşandı, bazı iş yerleri tahrip edildi. 19. yüzyılda idari olarak birçok değişiklik yaşandı. Son olarak 1869’da Diyarbekir, Mamûretülazîz/Elazığ, Siirt ve Mardin sancaklarından müteşekkildi. 1879’da Mamuretülazîz/Elazığ Sancağı, Diyarbakır’dan ayrılıp müstakil vilâyet oldu. II. Meşrutiyet’e gelindiğinde Diyarbekir vilayeti biri merkez, diğerleri Siverek, Mardin ve Ergani olmak üzere dört sancağa ayrıldı. Diyarbakır, 1925’teki Şeyh Said isyanının da merkezlerindendi.

Diyarbakır halkının henüz surlar içinde yaşadığı 1927’de yapılan ilk sayımda nüfus 31.511 olarak kayıtlara geçmişti.

Diyarbakırlı Hıristiyanlar.
Diyarbakırlı Hıristiyanlar.
Diyarbekir Valisi İsmail Hakkı Bey, Ermeni Patrikliği’nden Zaven Efendi, kumandan Said Paşa, kadı Mustafa Zeyneddin Efendi, Belediye Reisi Kamil Bey ve eşraf bir arada.
Diyarbekir Valisi İsmail Hakkı Bey, Ermeni Patrikliği’nden Zaven Efendi, kumandan Said Paşa, kadı Mustafa Zeyneddin Efendi, Belediye Reisi Kamil Bey ve eşraf bir arada.
Hançepekli bir Ermeni ailesi. (Fotoğraf: Gila Haddad arşivi)
Hançepekli bir Ermeni ailesi. (Fotoğraf: Gila Haddad arşivi)
80 yaşındaki avcı Mehmet Efendi.
80 yaşındaki avcı Mehmet Efendi.
Diyarbakırlı Kırmançlar.
Diyarbakırlı Kırmançlar.
KAYNAKÇA
  • Beysanoğlu, Ş. (2003) Anıtları ve Kitabeleri ile Diyarbakır Tarihi, Cilt 1-2, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Ankara.
  • Çambel, H. ve Braidwood, R. J. (1980) Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul.
  • Gümüş, E. (2015) “Hevsel Bahçeleri’nin Tarihi Süreçte Amid/Diyarbekir Şehri İçin Taşıdığı Önem ve Bu Hususun Vesikalara Yansımaları”, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı, (ed.) Nevin Soyukaya, Ege Yayınları, İstanbul: 143-153.
  • Ökse, A. T. (2015a) “Amida Höyük Bulguları ve Tarihi Belgeler Işığında Eski Çağda Diyarbakır”, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı, (ed.) Nevin Soyukaya, Ege Yayınları, İstanbul: 17-28.
  • Ökse, A. T. (2015b) “Diyarbakır Kentinin En Eski Yerleşimi: İçkale’deki Amida Höyük”, Olba 23 (Kilikia Arkeolojisini Araştırma Merkezi Süreli Yayını), Ege Yayınları, İstanbul: 59-110.
  • Özdoğan, A. (1999) “Ergani Ovasının Yazılı Olmayan Tarihinden Bir Yaprak: Çayönü”, Diyarbakır: Müze Şehir, (ed.) Şevket Beysanoğlu, M. Sabri Koz ve Emin Nedret Dişli, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul: 10-25.
  • Özkaya, V., Coşkun, A. ve Soyukaya, N. (2013) Körtik Tepe, Diyarbakır Valiliği Yayınları, Diyarbakır.
  • Schachner, A. (2006) “Bırkleyn Mağaraları (Dicle Tüneli) Yüzey Araştırması 2004”, 23. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Cilt 1, Kültür Bakanlığı DÖSİM Yayınevi, Ankara: 367-377.
  • Soyukaya, N. (2013) “Çayönü Tepesi”, Diyarbakır Ansiklopedisi, Cilt 1, Elvan Yayınları, Ankara: 270-272.